AMAT için Sözlük (M-Z)

 

 

M

ahmuz : binilen hayvanın hızını artırmak için çizmenin ökçesine takılan demirden yapılmış alet.

Mantilya : Serenleri direk ve çubuklara asmak ve serenleri güverteye paralel tutmak için seren cundalarından direğe alınan halatlar. Bulundukları direk ve çubukların isimleri ile anılırlar.

Mapa : Sabit Halka

Marinel: usta denizci
Marsipet :
Serenlerin cundalarından alınarak hamaylısına donatılan ve yelkenlerin sarılmaları sırasında gabyerlerin ayaklarını bastıkları halatlar. Basadora da denilir. 

Matafora : Teknelerde veya sahilde filika veya botların asılabilmesi için uçlarında palanga bulunan aygıt, vinç.

Mayıstra : Tek olarak kullanıldığında grandi ana direği üzerine açılan kare yelkeni ifade eder. Bu yelkenin açıldığı serene de mayıstra sereni denir.

Mayıstra Yelkeni : Mayıstra sereni üzerine açılan büyük kare yelken.

Mayna etmek: Ağır ağır indirmek
Mazgal : Kale, hisar veya sur duvarlarında açılan iç yanı geniş, dış yanı dar gözleme siperi

Meç : Namlusu düz, ensiz ve sivri koruyucu bir kabzası olan bir çeşit kılıç.

Meşin : Ham koyun derilerinin çeşitli yollarla sepilemek sonucu elde edilen, doğal renkte ya da boyanmış ince yumuşak elastik deri.

Minkale : Harita üzerinde açı ölçmeye yarayan şeffaf alet, iletki.

Miço: Gemide tayfadan sonra gelen, ayak işlerine bakan kişi.

Miklep : Ciltli kitapların sol cilt kapağında bulunan ve okunmakta olan yeri belli eden, ucu üçgenimsi, katlanabilir parça.

Miyâma : Kare yelkenlerin serenine bağlanan miyama yakalarını sağlamlaştırmak için yelken bezi üzerine dikilen ensiz bez.

Mizana Direği: 3 direkli bir yelkenli gemide en kıçtaki direk

Morile Etmek : Babaya birkaç kere volta edilmiş halatın boşaltılması için voltalarının teker teker işletilerek gevşetilmesi.

Mücef : İçi boş

Mürdesenk : Doğal kurşun oksit.

Müsademe : Bir geminin diğer bir gemiye çarpması

Mütebahhir : Tütsülenen, dumanlanan

 

N

alın : Islak yerlerde giyilen takunya çeşidi.

Neta : Muntazam, düzgün, tertipli, emniyetli anlamlarında

 

O

muzluk : Borda kaplamalarının baş ve kıç bodoslamalara doğru eğimlenmeye başladığı yer ile bodoslamalar arasında kalan kısım.

Omuzluk (Baş, Kıç) : Teknenin baş ve kıç tarafında sancak ve iskele tarafında 45 derecelik nisbi açı içindeki bölüm veya yön. 

Orsa : Yelkenleri mümkün olduğunca rüzgar yönüne yaklaştırarak seyretmek. (Orsasına seyir) (Dar/sıkı orsa)

 

P

açavra : Eskimiş kumaş ya da bez.

Palamar : Gemilerin rıhtıma veya iskeleye bağlanmasında kullanılan 8 burgatadan daha kalın halatlar.

Palanga : Bir halat ve en az iki makaradan oluşan kaldırma mekanizması 

Palankete : birbirine zincirle bağlı iki gülleden oluşan, eski deniz savaşlarında yelken direğini ve bizzat yelkeni ortadan kaldırmak için tasarlanmış top güllesi. ikisi bir top namlusuna yerleştirerek ateşlenir.

Palaserte : Ana direklerle çarmıklar arasındaki açıyı büyültmek ve küpeşteleri serbest bırakmak için direkler hizasında bordalardan dışarıya doğru uzatılmış ve bordalara sağlamca bağlanmış ağaç kütükler. 

Palavra Güvertesi: Eskiden harp gemilerinde topların bulunduğu güverte
Parakete : Gemi hızını ve aldığı yolun miktarını gösteren cihaz. Gemi teknesinden elle veya sabit bir delikten sarkıtılan parakete, tekne altında akan suyun hızına bağlı olarak çalışır.

Pasa Etmek : Denizcilikte zor hava şartlarındaki ya da tehlikedeki bir tekneden, tekneyi hafifletmek için yük atılması anlamına gelir.

Pasaparola : Bir emrin gemi içinde veya filo dahilinde ihtiyaç duyulan gemilere çeşitli vasıtalar ile tebliğ edilmesi. Bu husus silistre çalmak ve sonrasında yüksekce seslenmek, megafonla bağırmak, simafor ile işaret vermek yolu ile yapılır.

Payzen : Hapsedilmiş

Perdah : Yüzey düzgünleştirme eylemi, pürüzsüzlük, cilalama

Piştov : Tabancanın atası sayılabilecek ilk ateşli ,kısa namlulu tek atışlık silah. Namludan özel bir araçla önce barut doldurulurdu ve bu barutun üzerine bir paçavra konularak sıkıştırılırdı. Barut bildiğimiz baruta benzemezdi, son derece yoğun duman çıkaran ve itme kuvveti şimdikilere oranla çok düşük olan kara baruttu sıkıştırılmış barutun üzerine mermi çekirdeği görevi görecek olan küre şeklinde kurşun bilye konulur ve bu bilye üzerine de paçavra konularak sıkıştırılırdı. Ateşleme düzeneği ise horozunda çakmak taşı bulunan bir mekanizmadan ibaretti. Tetik çekilince horozdaki çakmak taşı barutun bulunduğu çelik yuvaya hızla çarpar ve kıvılcım çıkarırdı. Bu kıvılcım barutu ateşler, meydana gelen itme gücü ise kurşun bilyeyi fırlatırdı. Tabi bu silahlarda yiv ve setler olmadığı için doğru

nişan almak hemen hemen imkansızdı.

Planya : Uzun marangoz rendesi.

Porsun: Bir gemide güverte işlerini idare eden ve filikalar ile demir ve güverte donanımından sorumlu kişi
Portolon : Bir limanın veya herhangi bir koyun büyük ölçekte yapılmış haritaları.

Posta : Üzerine kaplama tahtalarının [veya saçların] bağlandığı ağaç veya maden eğriler [kaburga] 

Prasya : Yelkenleri rüzgarın estiği tarafa çevirebilmek için yelkenlerin açıldığı serenlerin cundalarından (uçlarından) donatılan hareketli halatlar. Donatıldıkları serenleri isimleri ile anılırlar.

Pruva : Bir teknenin ön tarafı ileri istikameti. 

Pruva Direği : Birden çok direkli teknede baştan birinci direk

Pulatka : Tayfalara sezon başında verilen bir tür avans.

Pupa : Bir teknenin kıç tarafından geri istikameti. 

Puta : Yerine koymak, donatmak (puta kürek). 

 

R

ahne : Gemilerin bordalarında veya su kesimlerinin altında mermi ve top isabetiyle açılan delikler

Rampa Etmek : İki geminin birbirine veya bir geminin iskeleye yanaşıp bitişmesi.

Randa Yelkeni : Bir yelkenli geminin en geride bulunan yan yelkeni.

Raspa : Kabaran boyaları veya paslı yerleri kazıyıp temizlemek için bir uçları kıvrık L şeklindeki çekiç gibi çelik aletler. 

Raspa Etmek : Bir geminin paslanmış aksamının pasının çıkarılarak ve üzerinde pas bırakmamak üzere temizlenmesi

Revnak : Parlaklık, göz alıcılık

Roda : Kullanılmamış, açılmamış halat sargıları. 

 

S

afra : Geminin denize elverişli bir durumda bulunması için zorunlu koşullardan biri olan su çekimi ve dengeyi sağlamak amacıyla gemiye alınan ve gerektiğinde yüksüz olarak da yolculuk edebilmesine olanak sağlayan su, kum veya taş gibi fazla ağırlıklar.

Salta : Volta edilmiş bir halata boş verilmesi için verilen komut.

Salta Etmek : Gergin bir vaziyette bulunan bir halatı biraz kaçırmak

Salvo : Yaylım ateşi

Salya : Kullanılacak veya kullanıldıktan sonra artan halatların güverte üzerine sıra sıra uzunlamasına yatırılması

Salya Etmek : Bir şeyi bir taraftan bir tarafa aşırarak çekmek. (Zincir veya halatı uzunluğu yönünde çekmek)

Sancak : Teknenin pruva-pupa hattının sağ yarısı, sağ tarafı. 

Savatlamak : Gümüş üstüne siyah nakış işlemek

Savlo : Sancak çekmek için kullanılan 1,5 burgatalık ince halat 

Seğirdim : Bir cihazın veya topun herhangi bir kuvvet tesiri sonrasında eski haline alması sırasındaki hareketi

Selviçe : Yelkenli bir gemi armasındaki hareketli halatlar. 

Serbaz : Yürekli, cesur

Serdümen : Dümen tutan personel

Pata: Yelkenlerin yakalarına dikilen halatların, yelkenin köşelerinde kuruz kırılması ile meydana gelen halat anele

Seren: Direkler üzerinde yelken açmak için ve işaret çekmek için yatay olarak bağlanmış gönder.
Serpuş : Başlık. Baş (ser) örten (puş) demektir.

Sintine : Gemi makine ve kazanlarının bulunduğu kısmın zeminin altında, genellikle ambar güvertesinin altında kalan ve gemi içinden sızan sularla makine ve kazan dairelerinden akan yağ yakıtların toplandığı en alt kısım.

Suga Etmek : Vira edip sıkıştırmak. (Suga kastanyola, suga cıvata vb)

 

Ş

ahî Top : Eski topların bir çeşidi.

Şalopa : 18 m. boyunda, iki direkli, armasız küçük sübye yelkenli, daha çok savaş amaçlı kullanılan ve 12 top taşıyabilen küçük bir gemi tipi.

Şamandıra : Kullanılış şekline göre değişik biçimlerde yapılmış ve su geçirmezliği temin edilerek yüzme kabiliyeti arttırılmış saç veya ağaçtan yapılmış sarnıçlar. Kullanıldıkları yerlere göre demir, sis, palamar, fener şamandırası gibi isimler alırlar. 

 

T

alimar : Baş bodoslamadan omurgaya kadar uzanan, civarda donanımına destek etmesi amacıyla konulan ekleme.

Tapa : Tıpa

Tavlon Güvertesi: Çok güverteli gemilerin üsten itibaren aşağıya doğru beşinci güvertesi.
Tayın : Yiyecek, erzak

Teres : Uyanıklık yapanlara, zıt gidenlere söylenir.

Tıraka : Yükü saptırmak için selviçe.

Tramola : Yelken seyrinde rüzgar üstüne çıkarak kontra değiştirmek. 

Trinket: Pruva direğinde en altta bulunan ana seren.

Salya Etmek : Bir şeyi bir taraftan bir tarafa aşırarak çekmek. 

Trinketa Yelkeni : Tirinket sereni üzerine çekilen yelken.

 

U

skuna : Pruva direği kabasorta armalı, grandi direği sübye armalı iki direkli yelkenli tekne.

Uskunca : Topun namlu içini temizlemek için birbirine viralı olarak geçen ve bir ucunda tel veya kıl fırçası bulunan gönder.

Usturlab : Gemicilerin, yıldızların dünyamıza göre yüksekliklerini ölçmekte kullandıkları alet.

Usturmaç: Birbirinin üzerine veya rıhtıma yanaşan teknelerin bordalarının göçmemesi veya boyalarının bozulmaması için araya koydukları ağaç, lastik, plastik veya halatlardan yapılmış olan, balon, silindir biçimindeki yastık
Üstüpü : Katranlı halat eskilerinin didiklenmiş hali.Paspas,temizlik veya kalafat yapmakta kullanılır

 

V

arda: Dikkat
Velena :
Direkler arasında istrelyalar üzerine açılan üçgen yelken(ler). 

Viya: Gemiyi veya tekneyi istenilen rotaya döndükten sonra, istenilen yöne seyredilmesi için verilen komut
Volta : Bir halatın babaya veya biteye bir kez dolaştırmak

Volta Almak: Halatın veya demir zincirinin birbirine dolaşması

 

Y

eke : Dümen başına takılıp dümenin istenilen tarafa basılması için kullanılan demir veya ağaçtan yapılmış kol. 

Yalpa : Dalgaların bordadan alınması ile  teknenin sancaktan iskeleye, iskeleden sancağa sallanması Yemenî : Osmanlı döneminde avam ve asker sınıfının giydiği kırmızı, sarı; ya da siyah ince sahtiyandan (boyanmış cilalı deri) yapılan, burnu hafif sivri ince ayakkabı.

Yisa: Birçok kişinin yaptığı işlerde gayret vermek için söylenen söz

Yüğrük : Hızlı

 

Z

adegan : Soylular

Zangoç : Kiliselerde çamları çalmakla görevli kimse

Zemberek : Hayvan sırtında taşınabilen küçük top.

Zerduva : Kadife

Zifos : Direk şapkası ile kontra babafingo çubuğu arasındaki genellikle beyaza boyanan kısım

Zincifre : Eskiden deri hastalıklarında kullanılan doğal, kırmızı civa sülfürü.

 

 

 

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !